6 Ekim 2015 Salı

Gecenin sesiz taniklari



   Yıllar önce K . Kıbrıs ' ın olmazsa olmazı , elektrik kesintilerinin olduğu bir geceydi , yağmur ve fırtınanın adaya hüküm sürdüğü ama komşuların bir araya geldiği yine bir barakati gecesiydi , bu geceler de komşular birbirlerine gider , kapıya geleni bilemez  , amma illaki komşulardan biriydi . 
 Çocuklar sobanın etrafında anne babalarının anlattığı eski hikayeleri anlatırken onları unutur , eski memleketlerinde duydukları yarı yaşadıkları hikayelerden birini anlatırken , çocuklarsa büyük ilgiyle onların anlatacağı o hikayeyi dört gözle beklerdi . 
Her zaman ki gibi hikaye , gece yola çıkan birinin hikayesiydi , gece yolcusu , araba ve yol olmadığı , için yürüyerek patika yollardan karanlık orman ve mezarlıklardan geçmek zorundaydı .
Ya bir hasta varmıştır yada büyük şehir ' e veyahutta iş için gurbete gidiyormuştur .
 Bu diyarın çocukları yetişirken , inançlı yetiştirilir , bir çoğu da hafız olurdu . Bu çocuklar da büyük çoğunluğu erkek çocuklardı .
Yine böyle bir gecede gurbete çalışmaya giden bir genç adam , yeni evlenmiş , mecburiyetten iş için eşini annesine bırakıp , yollara koyulmuş . Sabahın kör karanlığında kalkıp yıldızların bile kaybolmadığı bir vakitti , eşi ve ailesiyle vedalaşıp , ulu dağları inerek aşağı köylerin birinde sabah namazını kılabileceği ve dinlenebileceği yere giderken , bu arada hikaye Karadeniz de Trabzon Çaykarada geçiyor , size fikir vermesi açısından belirtmek istedim .

 O karanlıkta ormanları ve patika yolları ve arada ki vahşi hayvanların sesini eklememe gerek var mı? bilmem . Birde her an karşınıza bir süprizin çıkması da an meselesi idi . O zamanlar da ki hala ıssız , hırlı hırsız , katil yada eşkiya çıkması an meselesi . Yola çıkan genç adam , hafız , korkusunu yenmek için etrafına bile bakmadan ezbere bildiği yolu giderken HATİME bile başlamış , dağın , ormanın ve yer yer mezarlıkların kenarından dağın aşağısına doğru inmeye başladı . İnerken bir şeyide fark etmişti , izleniyordu . Elindeki el feneri ile hızlı hızlı yol alıyordu , annesi her zaman asla hayvan dahi olsa onlarla konuşmamasını izbe yerlerin tekin olmadığını öğretmiş , aklını yitiren hikayeleeri ile büyümüş olan genç adam , Kuran-ı ezbere devam ediyordu . Farkında olmadan sesli okuyormuş , hafız genç , bir süre sonra kendini hatime kaptırıp , kafasında ki her şeyi unutmuştu , yer yer yıldızların sönmeye başladığı sabah vakti girmiş ezan , seslerini duymaya başlamıştı , vadiden geçtiği için de aşağı köylerin tüm ezan sesleri vadiye dolmuş , sıra ile yankı yapar gibi tekrar tekrar ediyordu . Sanki birilerini görmüş gibi yüreği ferahlayıp , hatime devam ederken , yol kenarındaki iki yılan beliriverdi . Oldu olası yılanları sevmez , onlardan korkar ama yinede yoldan geçmesi gerekiyordu . Bu ara da hatim ' e devam ederken yılanların etrafından geçiyordu ki yılanlar birden kenara çekilmiş , ağaçların arasına girmişti . Yüreği rahatlamış aşağı doğru ilerlerken , insan sesi bir inilti duydu . " imdat , bana yardım edin " diyordu bu ara da belirtmeliyim , bu bölgelerde türkçe nin yanında romeyika dili ilede konuşuluyordu . 
Ses o kadar acı idi ki koşarak sese yöneldi , yerde uzanmış bir genç kız vardı , o kadar güzel , bir kızı hayatında görmemiş ti , genç kız kanlar için de yerde kıvranıyordu , büyülenmiş gibi kızın yanına giderken , anne sözü aklına geldi ve felak ve nas süresini okumaya başladı . Kıza yardım edecekti ne olursa olsun , kız hakikaten ağlıyor , kan kaybettiği belliydi , yanı başı kan içindeydi . gen adam
"Neyin var , bacım " dedi ,yere eğildi "bu vakitte ne yapıyorsun bu ormanda . Kıza eğilip yaralı yeri neresi diye baktı , gördü ki , genç kızın bogaz kısmı kan revan içindeeydi .
Tam bu sırada kapı çalmış hikayeyi anlatan komşu susmuş , bakışlar kapıya yönelmişti . Komşu kapıyı açınca karşı komşusu kapıda belirmiş bir  elinde fener  diğer elinde bir tencere ile o da sohbete dahil olmuş , çocuklar gelene kızmış hikayenin ortasında meraktan sabırsızlanmışlardı .
BÖLÜM _2_


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder